TheMagger’dan “Seyirciye Sövgü”

Biz tiyatro izleyicileri, biletimizi alır, salona geçer, oyunu izler ve sonunda alkışlarız. Bu durum, sezonun en yenilerinden, Versus Tiyatro tarafından sahnelenen Seyirciye Sövgü’de oldukça farklı yaşandı. Geçtik yerimize oturduk ancak ne bir oyun, ne de bir oyuncu izledik. Işıklar bize doğrultuldu ve hep birlikte biraz da huzursuzca kendimizi seyreyledik.

Versus Tiyatro, daha önce sahnelediği alışılagelmiş oyun biçiminin dışına çıkıyor, Kayhan Berkin’in uyarlaması ve oyunculuğuyla Seyirciye Sövgü’yü biz tiyatroseverlerle buluşturuyor.

Bu buluşma iyi güzel ama biz seyirciler bu durumdan ne derece memnunuz pek emin olamıyoruz. Huzursuzluğumuz daha ilk başta, bir oyun bekleyip, oyuncunun “hiç boşuna ümitlenmeyin, burada olan hiçbir şeyin herhangi bir anlamı veya nedeni yok” diye açıklamasıyla başlıyor. Mesela, sandalye oturmak için, sahnenin önündeki perde arka alanı kapatmak için, ışıklar da oyuncuyu görebilmemiz için… Oyuncu, kazağını ve ceketini bir mesaj versin diye değil salonun soğuk olmasından dolayı giymiş. Giriş yaptıktan sonra da şöyle devam ediyor: “Yeteri kadar oturduğunuz yerden sahnede olup bitenleri izlediniz, güldünüz, ağladınız, heyecanlandınız, dedikodu yapıp ahkâm kestiniz. Orada, öylece, oturduğunuz yerde… Yeteri kadar! Yetti artık! Artık konu sizsiniz! İlgi odağında siz varsınız! Bu akşamın keşfi sizsiniz!

Pek hayra alamet bir keşif olmayacağını düşünerek dinlemeye devam ediyoruz. Bugüne kadar sahneye yani karanlıktan aydınlığa doğru bakmanın rahatlığını yaşamış biri olarak yavaş yavaş yerimde kıpırdanmaya başlıyorum. Kayhan Berkin, anlattıkça durumu kabulleniyor ve hatta ışıkların üstümde olması hoşuma bile gidiyor. Sonuçta bugüne kadar birçok oyun izlemiş, seyirci olmanın rahat ve kolay nimetlerinden yararlanmışım. Şimdi ise karşımdaki kişi, bir izleyici olarak beni bana tarif ediyor. Oyuna gelmeden önce yaptıklarımı, oyunu izlemeye nasıl karar verdiğimi, kafamdaki düşünceleri, meraklarımı… Ve anlıyorum ki, bu izlediğim bir oyun değil, bir oyun izleme ön sözü. Nasıl bir kitabın sayfalarını çevirmeden önce bazılarımız ön sözü okur; yazarı, kitabın içinde bulunduğu dönem ve toplumla ilgili biraz bilgi edinir… İşte, bu oyun sayesinde de biz, seyirciler hakkında bilgi sahibi olduk.

Kendimi seyirci olarak bu açıdan hiç düşünmemişim. ‘Biz seyirciler neymişiz de, haberimiz yokmuş’ diye saşırdım. Hatta öğrendiklerimle mutlu bile oldum diyordum ki, işin en sinir bozucu kısmına, sövgüye geldi sıra. Oyuncu zaten sazı almış eline devam ediyordu… Biz “nereden çıktı bu sövgü” derken, başladı: “Ey, sizi gidi seyirci, ey sizi gidi koltuklarında oturan rahat insanlar, ey sizi gidi bilet alanlar, ey sizi gidi ey…

Bu sövme ve sövülme hali biraz ilerledi, seyirciler binbir kategoriye ayrıldı. Aslında gerçekten de öyleydik; hepimiz, bu sövgü sözcüklerindekilerdik, farklı geçmişlerle, nedenlerle, beklentilerle ama aynı oyunu izlemeye gelen, koltukta yerini alan ve sonunda alkışlayan… Bu kadar sövülmenin sonunda, üzerimize tutulan ışıklardan gözlerimiz kamaşmış biçimde yerimizde öylece kaldık. Oyuncunun sahneden ayrılmasını bile anlamadık. Ancak itiraf ediyoruz; sövülme bittiği için biraz sevindik.

Versus Tiyatro, Avusturyalı yazar Peter Handke’nin bu oyunuyla zor ama güzel olan bir şeyi denemiş ve başarıya da ulaşmış. Kayhan Berkin, uyarlamaya özellikle son bölümde hakkını veriyor. Bir olay örgüsü yok, bir eylem veya altını çizdiği bir duygu düşünce yok ama o ‘cool’ tavrıyla seyirci kavramını bana sorgulattı. Sayesinde, artık her oyun öncesi dinlediğim ön sözün üzerinden geçiyorum.

Belki klasik oyunlar izlemekten sıkıldınız, belki sahnede farklı bir şey olsa da onu izlesek diyorsanız, Seyirciye Sövgü bu dilek ve temennileriniz için biçilmiş kaftan. Gelin, sadece otuz beş dakika içinde oturduğunuz koltukları sahne, sizi oyuncu, oyun kişisini gözlemci yapan Seyirciye Sövgü’yü sezonun en farklı işi olarak izleyin. Bu kez karanlıkta değil, ışıkların altında merkez rolde olmak huzursuz edecek ama mazoşist de olsa da hoşunuza gidecek! Şimdiden iyi seyirler…

KAYNAK