Röportaj “Seyirciye Sövgü”

“NE BEKLERSELER BEKLESİNLER TERSİ ÇIKACAK”

Versus Tiyatro, çok konuşulacak bir oyunla izleyicilerle buluşuyor. 2. Dünya Savaşı sonrası kuşağın en önemli yazarlarından Peter Handke’nin, sahnelendiği her ülkede büyük ses getiren dünyaca ünlü oyunu “Seyirciye Sövgü”, Kayhan Berkin’in rejisi ve oyunuyla tiyatro seyircisini koltuğunda huzursuz etmeye geliyor. Berkin’le yeni projesini konuştuk.

Seyirciye Sövgü, geçtiğimiz hafta seyirciyle ilk buluşmasını gerçekleştirdi. Nedir oyunun hikayesi?

Versus Tiyatro olarak yapmayı düşündüğümüz oyunları sıraya koyuyoruz. Seyirciye Sövgü, yapmayı düşündüğümüz oyunlardan biriydi. Othello provaları çeşitli nedenlerden ötürü durunca bu oyunu gündeme almaya karar verdik. Diğer tiyatro grupları için yönettiğim oyunların (Bedel ve Hırsız) seyirciyle buluştuğu bu dönemde, enerjimi (oyuncu ve yönetmen olarak) bu projeye vermek istedim. Orijinal adı “Publikumsbeschimpfung” olan Seyirciye Sövgü oyununda ne bir eylem, ne de bir olaylar dizisi var; oyunun ana kişisi seyirci. Oyun boyunca seyircilerin beklentileri sürekli olarak ters yüz ediliyor ve seyirci farklı şekillerde yeriliyor. Peter Handke, tiyatronun varlığını, kalıplarını, gelenek ve görenekleri eleştirip yok ederek, yeni bir tiyatro biçimi yaratmaya çalışmış.


Orijinalinden Türkçeye uyarlamada ne gibi değişiklikler yaptınız?

Çeviri sürecinde oyundan atılan ve değiştirilen kısımlar var. Atılan kısımların bir bölümü 1966’daki Alman tiyatro izleyicisini ilgilendiren konular. Onlarda tiyatroya gitmek markete gitmek gibi düzenli bir eylem olduğu için, seyircinin tiyatroya bakışı ve dert ettikleri konular bizim izleyicimize göre farklılık gösteriyor. Dolayısıyla aslında oyun metnin yüzde 75’inin korunup, kalan kısmın oyunun sahnelendiği ülkenin seyircisinin alışkanlıkları doğrultusunda uyarlama yapıldığı söylenebilir. Ancak bu tavrımın oyunda yerellik kaygısı taşıdığım gibi anlaşılmasını da hiç istemem.


Rejide ne gibi değişiklikler yaptın? Neyi hedefledin?

Peter Handke, bu oyunu 4 oyuncu için yazmış. Ancak bu sezon hem oynamaya devam ettiğim oyunlar (Hamlet ve Kanlı Düğün), hem de yönetmen olarak enerji harcadığım oyunlar sebebiyle biraz yorulmuştum ve program yapma konusunda 4 oyuncu şüphesiz ki çeşitli zorluklar yaratacaktı. Bu sebeple oyunu hem yönetmen, hem de oyuncu olarak tek başıma üstlendim. Oyunun isminden de anlaşılacağı gibi seyirci çok önemli ve oyunun amacı seyircinin gelenek göreneklerini, hayata bakışını masaya yatırmak. Buna ek olarak, reji esnasında ben hem oyuncu hem de yönetmen olarak “performans” dediğimiz şeyle de ilgilendim. Performans tam olarak ne? Sahnede yapılması ile gündelik yaşamda yapılması ne anlama geliyor? Ne gibi farklar var? Neye performans diyoruz, neye demiyoruz ve bu dediğimiz şey hep değişiyor mu? Bu sorulara cevap arayarak bir çalışma gerçekleştirdim.


Geleneksel tiyatro oyunlarının aksine herhangi bir olay örgüsünün, duygunun ya da eylemin yer almadığı Seyirciye Sövgü’nün, tiyatro türleri arasında bir ismi var mı?

Oyun, yazıldığı tarihte soruda belirttiğiniz özellikler sebebiyle “anti tiyatro” olarak adlandırılıyor. Ancak yıllar geçtikçe dünyadaki bütün tiyatro etkinlikleri de belli aşamalardan geçti. Bu sebeple, bence oyunun türüne verilebilecek ismin oyunun oynandığı ülkenin tiyatro yapma pratiğine göre farklılık göstereceği kanısındayım.


Seyirciyle etkileşim nasıl? Bugüne dek yaşanmış en ilginç tepki neydi mesela?

Böyle bir oyunun performansında oyuncuyu neler beklediği tahmin edilemiyor. İşin heyecan verici ve seyirciyle beraber oyuncuya meydan okuyan kısmı da bu. Hamlet oynadığımdan beri oyuncu olarak beni heyecanlandıran bir proje ile karşılaşmama sıkıntısı içindeydim. Hedefsiz kalmıştım. Oynadığım diğer oyunlar tat vermiyordu. En iyi bildiğim şeyleri tekrarlayıp, bir öykü anlatmak ya da sahnede yeni bir karakter oluşturmak yerine oyuncu olarak riske girip böyle bir metni sahnelemeyi seçtim. Oyun özü gereği seyirciyle birlikte kuruluyor, her oyun farklı bir deneyim içeriyor. Henüz üç kere oynanmasına rağmen coşkulu tepkilerle karşılaştığım sonucu çıkabilir. En ilginci aslında her temsilde seyircinin sürekli diken üstünde olup ne yapacağını bilememesi. Oyun ve anlatılan şey hakkında bir türlü emin olamaması. Oyun bittiğinde bunu anlamaması ya da anlamak istememesi. İkinci temsilden sonra kulisten salona geri dönüp bir grup seyirciye oyunun bittiğini anlatmak zorunda kaldım çünkü salondan bir türlü çıkmıyorlar, kulisten geri dönüp kendileriyle konuşmamın oyunun bir parçası olduğunu düşünüyorlardı. Ben de daha fazla uğraşmayıp fuayeye çıktım.


Versus Tiyatro ile ilk iş birliğiniz mi? Prensipleriniz neler?

Versus Tiyatro genelde, seyircinin algısında klasik oyunlara çağdaş yorum yapan bir tiyatro grubu izlenimi oluşturuyor. Bu aslında planlamadığımız bir şeydi ancak geçmiş yıllara baktığımızda benim ve Metin Balay‘ın seçimlerinin genelde bu doğrultuda ilerlediğini görebiliriz. Her yıl en az bir politik altyapılı metni seyirciyle buluşturduğumuzu farkettik. Klasik metinlerin hem yönetmen, hem oyuncuların yaratıcılıkları için çok esnek bir malzemeye sahip olması belki de bizim bu oyunlara yönelmemiz için etkendir, tam olarak bilemiyorum. Ürettiğimiz prodüksiyonlarda hem çekirdek oyuncularımız, hem de yeni oyuncularla (bir kısmı sahnede izlediğimiz teklif götürdüğümüz oyuncular, bir kısmı oyuncu seçmesi ile kabul ettiğimiz oyuncular) çalışma fırsatımız oldu. Bu deneyimlerin olumlu ve olumsuz taraflarından ders çıkarıp yolumuza devam ettik. Ancak ne oynarsak oynayalım her zaman belli bir amaca yönelmiş toplu takım oyunundan bahsedebiliriz ya da ürettiğimiz oyunların sadece prova değil oyuncuların kişisel maceralarında kendilerini keşfetmeleri konusunda bir yolculuk olduğu sonucu da çıkabiliriz. Ben bunu oldukça önemsiyorum.


Kendini nasıl bir oyuncu olarak görüyorsun ve bundan sonraki projelerin neler?

Çok zor bir soru olmakla beraber, kendimi şartlar doğrultusunda en iyiyi yapmaya çalışan bir oyuncu olarak görüyorum. Her yapımın kendi içinde belli bir potansiyeli ve olabilirliği var. Hayalimdeki en iyiye yaklaşmak için şartlardan yakınmadan hem oyuncu arkadaşlarımla, hem de prodüksiyonun ve yönetmenin istekleri, hayalleri doğrultusunda bir çalışma halindeyim.

Yönetmen olarak gelecek projeleri oluşturmaya başladım, ancak oyuncu olarak fiziksel açıdan Türkiye’de olmayacağım için (Ekim’den itibaren Londra’da uzun bir müddet kalma durumum var) gelecek projeler üzerinde çalışamıyorum şu an.


Gelecek seyirciye söylemek istediğin bir şey var mı?

Gelecek olan seyirci şuna hazırlıklı olmalı: Ne beklerse beklesin bunun tersi çıkacak. En azından bunu garanti edebilirim. Oyunun ismine kapılıp oyuna geldikten sonra ağır küfürlerle muhattap olacağını düşünmesinde de fayda var, çünkü sövgünün çeşitli varyasyonları mevcut.

KAYNAK