Gazete Duvar Köşesinde Röportaj

Gazete Duvar Köşesinde Röportaj

Soner SERT  ile Versus Oyuncusu Kayhan BERKİN’in “Seyirciye Sövgü” oyunu ve tiyatro üzerine yayınlanan röportajı:

Oyuncu Kayhan Berkin: Seyirci’ye Sövgü’de kışkırtan bir oyuncu var

Ödüllü oyuncu ve yönetmen Kayhan Berkin ile uyarladığı ve yönettiği son oyunu Seyirciye Sövgü’yü konuştuk. Tek kişilik bir oyun olan Seyirciye Sövgü’de, oyunculuğuyla da dikkat çeken Berkin, Türkiye Tiyatrosu’nun en üretken tiyatrocularından biri olma özelliği de gösteriyor.

DUVAR – Klasik olanın dışında kalan bir metin Seyirciye Sövgü… Ödüllü oyuncu ve yönetmen Kayhan Berkin de, oyunun bu yönünü deneysel bir biçimle tamamlayarak günümüz tiyatrosundaki yavanlığın dışına çıkmayı başarıyor. Berkin, oyunu “Oyun boyunca interaktif olma gayesi taşınmadan seyirciyi kışkırtan ve sürekli oyun oynamayacağını söyleyen bir oyuncu var, seyirci ne yapacağını bilemiyor, oyun metnini unutuyor, hatta işi kişiselleştirenler bile var, beklentileri sürekli ters yüz edilen seyirci 35 dakika boyunca ne yapacağını bilemiyor, son 5 dakikaya kadar” sözleriyle anlatırken, yeni oyunlarına dair de merak uyandırıyor.

Kayhan Berkin kimdir? Tiyatroyla olan ilişkisi nasıl başladı?

2011 yılında Yeditepe Üniversitesi G.S.F Tiyatro bölümünden mezun oldum, öncesinde ve sonrasında yurt içi ve yurt dışında çeşitli topluluklarda oyunculuk ve yönetmenlik yaptım, yapmaya devam ediyorum, hatta İstanbul’daki tiyatro pratiğinden ötürü ürettiğimiz bazı oyunlarda yapımcılık da yapmak mecburiyetinde kaldım.2014 yılında Versus’un kuruluşunda yer aldım, ürettiğimiz 8 prodüksiyon haricinde bu sezon Gönül Ülkü & Gazanfer Özcan Tiyatrosu için Hırsız, 1001 Sanat için de Arthur Miller’ın Bedel oyununu yönettim.

‘BAĞIMSIZ PRODÜKSİYONLAR ÜRETİYORUZ’

Kurucusu olduğunuz “Versus Tiyatro” isimli tiyatro grubu nasıl ortaya çıktı?

2014 yılında o dönemdeki tiyatro yapma motivasyonumuzun uyuştuğu Metin Balay ve Kubilay Çamlıdağ ile birlikte Talimhane Tiyatrosu’nun prova alanı desteği ile grubu oluşturduk. Roman uyarlaması (Vietnam’a Sevgiler) ile başladığımız bu yolculukta özellikle şu ya da bu oyunu seçeceğiz gibi bir ısrarımız yoktu ancak grubun sanat yönetmeni olarak bugün ürettiğimiz 8 oyuna baktığımda yaptığımız çalışmalarda klasik metinlere çağdaş yorum yapmayı ve repertuvarımızda yer verdiğimiz yurtdışında sahnelenmiş çağdaş metinlerin Türkiye prömiyerlerine öncelik verdiğimizi görüyorum. Bağımsız prodüksiyonlar ürettiğimiz gibi yapımcı ya da sponsor destekli projeler de üretmekteyiz.

Alternatif tiyatro yapan bir yönetmen olarak gelecekle ilgili kaygılarınız nelerdir?

Farklı türlerde deneme yapmayı seviyorum, yaptığım oyunun türünü ya da genel başlıklardaki karşılığını izleyicilere ya da akademisyenlere bırakmakta fayda var. Elimdeki imkanlar doğrultusunda (prodüksiyon desteği, prova zamanı/yeri oyuncular, dekor ve ışık tasarımcısı vs.) kendi potansiyelim el verdiğince en iyisini yapmaya çalışıyorum. Ele aldığım mesele bazen ana akım izleyiciyi bazen de daha entelektüel tiyatro izleyicisini ilgilendiriyor zannetsem de şimdiye kadar bu ön kabullerin hiç bir işe yaramadığını ve her oyunun herkes için yapıldığını deneyimledim. Kimin neden ne kadar tat alacağını önceden kestiremiyorsunuz.

Oyunların sansürlendiği, kadın oyunculara utanç verici yasaklar getirildiği, devlet ve özel sektörün çok cılız destekler verdiği bir alanda faaliyet gösteren biri olarak şüphesiz ki dertlerimiz mevcut, bunlar hakkında söylenmekte bir yarar görmüyorum, sahneler açılmaya devam ediyor, farklı biçimlerde tiyatro yapan yeni gruplar kuruluyor, tiyatro dergileri yayınlanmaya devam edip oyun blogları artıyor, ödüller vs. veriliyor, bunun yanı sıra internette dünyanın en iyi film+dizilerini izleyen jenerasyon için canlı bir platform olan tiyatro farklı bir tecrübe sağladığından özellikle üniversiteliler arasında seyirci sayısında artış var. Tiyatrocular olarak dış etkenlere takılıp bahane üreteceğimize daha sıkı çalışıp daha güçlü oyunlar yapmamızda fayda var ki genç seyirci artmaya devam etsin.

‘SEYİRCİ ALTERNATİF TİYATRO’DA NE ALACAĞINI AZ ÇOK BİLİYOR’

İstanbul’da sergilenen oyun sayısı her geçen gün artarken, seyirci sayısı da artış göstermekte… Seyircinin ilgisinin alternatif tiyatroya doğru kaymasının nesnel sebepleri nelerdir?

Seyircinin ilgisi bir dönem alternatif diyebileceğimiz tiyatroya kaydı, ancak şu an böyle bir durum var mı emin değilim. Alternatif tiyatro dediğimiz şey de şüpheli, bu tarzda üretim yaptığı iddia edilen çoğu oyun aslında belli stratejiler doğrultusunda oluşturulmuş farklı gibi olan oyunlar, alıcısı da ne alacağını ne kadar şaşırıp şaşırmayacağını oyundan önce az çok biliyor. Alternatif tiyatro izleyicileri haricinde Devlet ve Şehir Tiyatrosu, kimi büyük ödenekli tiyatrolar, ünlülü komediler, müzikaller, büyük prodüksiyon iddiasını taşıyan gösteriler, ücretsiz belediye etkinliklerini takip eden kemik izleyiciler de var, şüphesiz ki bu saydığım seyirci kitleleri birbirlerinin içine de geçebiliyor, bir kısım seyirci de zaten tiyatroyu var eden insanlardan oluşuyor, bu insanlar birbirlerinin oyunlarını takip ediyor, eğer son yıllarda seyircinin izleme refleksinden bahsediyorsak bence seyirciler daha farklı ya da üzerinde daha çok düşünülmüş oyunlara doğru bir yönelim içinde, röportaj takibi, blog okuma, zevkine güvenilen bir arkadaşın tavsiyesi ya da bir eleştiri oyun seçiminde son yıllarda daha etkili sanki.

“Seyirciye Sövgü” neyi anlatıyor? Bu metinde ilginizi çeken şey neydi?

Seyirciye Sövgü oyununun bildiğimiz anlamdaki izleyen/izlenen karşılaşmasını kırması, performans kavramını tartışmaya açması ve tiyatroyu ikincil olarak gerekli her şeyden arındırması oyunu seçmemdeki önemli etken oldu.

Oyun boyunca interaktif olma gayesi taşınmadan seyirciyi kışkırtan ve sürekli oyun oynamayacağını söyleyen bir oyuncu var, seyirci ne yapacağını bilemiyor, oyun metnini unutuyor, hatta işi kişiselleştirenler bile var, beklentileri sürekli ters yüz edilen seyirci 35 dakika boyunca ne yapacağını bilemiyor, son 5 dakikaya kadar. Son 5 dakika sürpriz olsun…

Bir yandan da Seyirciye Sövgü oyununu 3 sezon boyunca oynadığım Hamlet performansının bana sunduğu konforu/güvenli alanı yıkmak ve bunu yaratıcı bir sürece dönüştürmek için bir şans olarak kullandım.

Bir yandan yönetmenlik, bir yandan oyunculuk yapmanın hem yönetmen hem oyuncu olarak avantajları ve dezavantajları nelerdir? Bu süreçlerde kendinize dair keşfettiğiniz şeyler nedir?

Öncelikle yönetmenlik yapmaya başladığımdan beri oyuncu olarak yer aldığım projelerde daha az soru sormaya başladım. (Oyun çalışırken soru sormanın hep iyi olduğu rivayet edilir ama aslında doğru soruyu doğru zamanda sormak iyidir.) Buna ek olarak yönetmenin tavsiye ve direktiflerine de daha uygun çalışmaya başladım, çünkü şüphesiz ki bazen saçmaladığımızı düşündüğümüz zaman yaratıcı, yaratıcı olduğumuzu düşündüğümüz zaman bazen saçmalayabiliyoruz, buralarda yönetmen dış göz olarak kritik bir rol oynuyor.

Ancak daha çok oyunculukta başıma gelen olumlu/olumsuz taraflardan ders alıp bu tecrübelerimi elimden geldiğince yönetmenlikte kullandım diyebilirim, oyunla ilgili ön hazırlık yapıp provaya gelmem, oyuncuların halinden anlamam, sorunlarına ilgi göstermem, prova süresince elimden geldiğince oyuncuların denemelerine izin verip yapıyı birlikte inşa etmem, oyuncuların tiyatro dışındaki işlerine de saygı gösterip özenli bir prova programıyla kaliteli zaman sağlama çabam işime yarıyor, diyebilirim.

“Seyirciye Sövgü”nün post-modernist topluma ve sanata dair güçlü bir eleştiri yaptığını söylemek lazım… Ve bunu yaparken özgün bir biçimsel form tercih ediyorsunuz. Sizce, topluma dair sanatsal kaygılar ya da sanata dair toplumsal kaygılar için biçim ne derecede önemli?

Öz ve biçimin birbirinden ayrıldığını düşünmüyorum, paralel bir yolculukları var, hem düşünsel hem prova/yaratım sürecinde ki bu ikisini de birbirinden ayırmak oldukça güç, ikisi birbirini sürekli etkiliyor, hatta daha da ileri gidelim, oyunun ilk temsilinde oluştuğunu düşündüğümüz oyunun kendi biçimi her ne ise o da her temsilde değişiyor, bu değişim daha iyiye ya da daha kötüye de değil, daha farklıya doğru bir değişim, oyunun da en önemli yanının bu olduğunu düşünüyorum, her oyunu farklı bir biçimde oynuyorum, bu sebeple oyunu üç-dört kere izleyenler mevcut.

Nerde, hangi günlerde oynuyorsunuz?

14 Nisan’da Garajistanbul, 20 Nisan’da Talimhane Tiyatrosu, 21 Nisan’da İkinci Kat, 24 Nisan’da No Act, 27 Nisan’da Endless ve 4 Mayıs’ta Tatavla’da izleyici karşısında olacağız.